Sayfalar

19 Ekim 2012 Cuma

Bayram şekerim...

Aslında çok istiyordum onun bayramda yanımda olmasını... Oda öyle.. Bir ara belki gelirim diye bir şeyler söylemişti galiba.. Yada benmi öyle anlamak istedim? Bilemiyorum.. Umutlanır gibi oldum ama sonra umutlarım söndü,
Onunda öyle.. Neysssse, dedik.. Yine erteledik..

Hayat sürprizlerle dolu derler ya, valla öyle.. Bugün gelen haberle, gözlerim fal taşı gibi açıldı.. "veeeee beklenen an" diye başlayan bir mail.. Ve mutluluktan şoka girmiş, bir türlü çıkamamış, ne yazdığını ne kendi anlamış, ne okuyan olarak ben anlamıştım!! Tek anladığımız şey onun geliyor olmasıydı..

Zaten geç karşılaştırmıştı hayat bizi... Yıllarca aynı şehirlerde yaşamış ve neredeyse omuzlarımızla çarpışacak kadar aynı sokaklarda yürümüşüz.. Hatta adını duyardım.. Ortak arkadaşlar siz mutlaka tanışmalısınız derlerdi.. Artık neye göre değerlendiriyorlardı bilemiyorum ama bizi çok yakıştırıyorlardı.. Ama o fırsat hiç olmadı.. Biz o dönem hiç karşılaşamadık.. İkimizde o şehirden ayrıldık, farklı şehirlere bile değil, farklı ülkelere yerleştik.. Yıllar sonra bizi tesadüfler bir şekilde yeniden karşılaştırdı.. Ortak arkadaşların beceremediği konuya hayat el attı sanki.. "Eeee, yetti be, tanışacaksanız tanışın artık" dedi sanki bize.. Tanıştık.. Tek kişilik oynanan bir Genco Erkal tiyatrosunda..
Ben tiyatroyumu izledim, tiyatro benimi bilemem.. Ben o akşam Genco Erkal'dan çok ona odaklıydım.. Kulağım Genco Erkalda, gözlerim onda yan yan onu süzüyorum.. Tiyatro bitti.. "Tanıştığıma memnun oldum" deyip ayrıldık.. Ama Telefon numaralarımızı aldık.. Aldık ama, telefonlaşmıyoruz.. Sadece, iyi bayramlar yada işte özel günlerde kısa ve öz mesajlar.. Yıllar sonra sanıyorum 2005.. Abimle köye gitmiştik.. Dönüşte istanbuldan dönecek.. Ve o demişki, kardeşinide getir mutlaka. Gittim tabiki.. İyiki gitmişim.. O gün bugündür yediğimiz içtigimiz ayrı geçsede, aklımız fikrimiz birdir..
Evet farkli ülkelerdeyiz.. Yılda 1 kez, bilemedin iki kez görüşebiliyoruz.. Ama hergün birbirimizden haberdarız..

Biz birbirimizin, arkadaşı, dostu, kardeşi, psikoloğu, sırdaşı, eli, kolu, gözü, kulağı, havası, güneşi, çiçeği, türküsü olduk.. En önemlisi birbirimizi sadece kulağımızla değil, yüreğimizle dinliyoruz.. Anlıyoruz, anlaşılıyoruz.. Bazen ablalığım tutuyor, çemkirdigim oluyor. Başını öne eğer ve dinler o zaman:))

Gecikmiş günleri telafi etmeliydik artık.. Yazışmak yetmiyor, daha sık görüşmek istiyor bu can..

Bunuda herkes anlamış olmalıki, bizi mutlu etmek isteyen ya bir Zürich bileti hediye ediyor, yada İstanbul bileti:)

Evet bayram şekerim geliyor.. Ayçam geliyor.. 3 güncük sadece:( yetermi? Yetmez tabiki!! Ama bunada şükür deyip, azı bulamayan, çoğu hiç bulamaz deyip, bu işi organize edene çok teşekkür edip, bayramı bayram gibi yaşamanın tadına bakalım degilmi?

Twitterde biri, "herkesin hayatında bir Ayça olmalı" diye yazmıştı.. Kime yazdı bilinmez ama, bu Ayçalar hepmi güzel insanlardı?
Bende twitterde hiç tanımadığım bu insana "bencede" demiştim..
Evet, herkesin hayatında bir Ayça olmalı...


7 Ekim 2012 Pazar

Susuz Yaz...


Sene 2009.. Temmuz ayının son haftası.. Ayvalık-Sarımsaklıda kuzenlerle 3-4 gün tatil planlamıştık.

Fikir ve organizasyon benden gelmişti. Kimi kuzenlerle yıllar olmuştu görüşmeyeli.. Her birimizi başka başka yerlere serpmişti hayat.. Artık küçüklügümüzdeki gibi annanne evinde toplanılmaz olmuştu.. Çünkü ne annanne vardı artık, nede evi.. Anne tarafından kalabalık aileyiz aslında.. Kimi ölmüş, kimi küsmüş, kimi uzaklara savrulmuş.. Ancak ve ancak böyle bir organizasyonla bir araya gelebilirdik artık. Hem gelmeliydikte.. Çünkü cocuklarımıza diğer kuşakları tanıtmak adına bir görevdir hatta. Aile olmak böyle bir şeydir.. Akraba olmak böyle bir şeydir.. Ben böyle öğrenmiştim büyüklerimden.. Ninem çok değer  verirdi akrabalığa, korunmasını isterdi.. Hatta o baya bir abartır dedesinin kardeşinin çocuklarının torunları ile görüşmemizi isterdi.. El insaf be ninem.. 6-7 kuşak arşivi nufüs dairesinde bile yok.. Hem bir yerde kopar zaten, aile genişledikçe.. O dini yönden bakar, çok sevap derdi.. Ben insani yönden bakıyor ve onun kadar abartmıyorum, yakın akrabalar yani bir iki kuşak.. Hadi bilemedin 3 olsun.. Akrabaları geniş olanlar güçlü olurlar.. Yanlızlaşmazsın.. Akrabalığa, arkadaşlığa ve dostluğa bu yüzden çok önem veririm.. 

İşte ben böyle bir organizasyona giriştim.. Sağolsun, eşim bir arkadaşının yazlık evini cüzi bir fiyata ayarladı. Bu parayı aramızda bölüştügümüzde dahada ucuza gelmişti:) 

Evi ve tarihi ayarladıktan sonra kuzenlerime davetiye gönderdim facebook aracılığı ile:) sagolsunlar zaten görmek istediğim çoğunluk katılmak istediğini belirterek geri döndü.. Toplam 16 kuzeniz.. Ama birbiriyle görüşmek isteyenler 11-12 kuzen. Bunlardan katılmak isteyenler 8-9 kişi.. Ee cocukları olanlarda var.. Allahtan eşlerimizin hepsi anlayışlı çıktı ve katılmadılar:)) biz çoluk çocuk, ve kuzenler 15 kişiydik.. Baya kalabalık sayılırdık.. 

Bir 24 temmuz sabahı,bizi, İstanbuldan, Çanakkaleden, İspartadan, Almanyadan, İsviçreden, Uşaktan, İzmirden giden bütün yollar Ayvalık Sarimsaklıya götürüyordu.. Anahtar bende olduğu için önce ben gittim çocuklarla.. Saat  12 de evdeydik.. Sabahın erken saatlerinde yollara koyulduğumuz için yorgunduk.. Digerlerini bekleyecektik.. Uyuduk.. İki saat sonra, İnci ve Mine geldiler cocukları ile.. Sıcaktan mahfolmuşlardı.. Tuttuğumuz ev 5. Kat ve asansor yoktu.. Koca bavulu o sıcakta 5. Kata çıkarmak herkesin harcı değildi tabi.. Kan ter içinde, oflaya poflaya girdiler içeri.. Kıpkırmızı olmuşlardı.. Merhaba der demez, bir el yüz yada duş almak istediler.. Gittikleri gibi bir hışımla geri döndüler.. Anam oda ne? Sular kesikti.. Evde su yok!!! Ben bunun farkına varmadım.. Çünkü evde buzdolabında birşey olmadığı için gelir gelmez dışarda birşeyler atıştırdık, eve gelip uyuduk.. Tatilimiz olumsuzluklarla başlamıştı.. Evde beklemeyelim, plaja gidelim telefonlarımız var, gelenleri orada bekleyelim dedik.. 

Gittik.. Denize, kuma, güneşe merhaba dedik.. İki saat sonra diğer kafile ulaşmıştı Sarımsaklıya.. Telefonla tarif ettik nerede olduğuzu.. Karşılamaya gittiğimde çok büyük bir sürpriz beni bekliyordu..  Anlatayım.. 
Gelecek olanlar abim, Serpil, Osman, Eylem ve Şima idi.. Geldiler.. Onlarla kucaklaşırken uzaktan gelen Serdarı gördüm.. Çıldırdım resmen. Hayatımda ilk defa sevinçten orada çığlık atıp ve sevinçten hüngür hüngür ağladım.. Tv lerde görürdüm insanların sevinçten agladığını ve inanmazdım. Sevinçten ağlanırmı derdim. Evet, ağlanıyormuş.. Onun gelmesini çok istiyordum ama gelemeyecegini biliyordum.. Sanıyorum 10 seneyi aşkın bir süredir gemiyordu Türkiyeye..Ve bazı kuzenleriyle hiç tanışmıyordu.. Abim gelirken onuda getirmiş, ve benden gizlemişlerdi.. Çok güzel bir andı o an.. Bedenim tir tir titriyordu, abimler bayılacam diye çok korktular;)) kendine gel diye telkinde bulundular.. Ve dakikalarca sarılı kaldık ve onlar bizi bekledi.. Kendime geldiğimde hadi gidelim, İnciler bekliyor dedim. Bu sefer İnci ve Mine'ye bu sürprizi yapalım dedik.. Serpil ve cocuklarla geldik İnci'lerin yanına.. Serpille kucaklaştılar, hasret giderdiler.. Sonra, Serpile dedimki, Osmanın arkasındaki kim? Serpil suratını bükerek dediki, "aman bi sinirlendimki; Osman bir arkadaşınıda takmış peşine" 
İnci ve Mine, aa neden? sadece kuzenler demiştik, yabanci birinin ne işi var dediler ve moralleri hafiften bozuldu.. Bir kaç dakika sonra abim, Osman ve Serdar ( güya Osmanın arkadaşı) kurtlar vadisi dizisinin fedaileri gibi arka arkaya dizilmişler, plaja geliyorlar.. Önde abim, sonra Osman, arkadan Serdar.. İnci ve Mine abimle ve Osmanla merhabalaşıp kucaklaştılar.. Serdarla sadece kuru bir tokalaşma.. Yüzüne bile bakmiyorlar.. Bir süre sonra İnci ve Serdar gözgöze geldiler.. Derin bir baktı İnci, sonra bana döndü, işaret parmağinı Serdara uzatarak, "Serdar?" dedi.. Kafamı evet anlamında salladım., sonra oda birden kalkti yerinden ve sarıldı Serdara.. Mine'de öyle.. Serdar hepimize sürpriz olmuştu.. Denize girildi hep beraber, sonra Ayvalık tostlatı yendi.. Günbatımında artık buz gibi Efesler bu buluşmanın şerefine tokuşturulmalıydı.. Eğlenceli, kalabalık grubumuz dikkat çekiyordu.. Ama daha bitmemişti iki kişi daha gelecekti.. Akşama doğru Cansu aradı, Sarımsaklı otogarda beklediğini söyledi.. Osman gidip aldı.. Yine bir selamlaşma, kucaklaşma.. Biz yıllar sonra görüşmüştükte, Serdar ve Cansu ilk kez tanışıyorlardı.. 
Sonra hep birlikte eve gittik.. Duş alacaktik ama evde su yoktu!! Anavana belediye tarafindan kilitlenmişti.. Evin sahibi ile konuştuk.. Şaşırdı, kilidi kırabiliyorsanız kırın dedi, ama mümkün olmadı.. Karşı dairenin kapısı açık, ve kimse yoktu içerde.. Henüz inşaat halinde.. Ama o evin suyu vardıda elektriği yoktu.. Bizdede elektrik var, su yoktu:) tuvalet ve duş ihtiyacımızı orada giderdik ilk gün.. Ama soğuk suyla, ve başımızda biri cep telefonununun ışığla bekleyerek.. Eğlenceliydi:) Bu olumsuzluklar bile güldürdü bizi.. Amaç birlikte olmak isteyince gerisi teferruatmıydı neydi? Bi şekilde çözülmüştü sorun.. Akşam yemeğimizide yedikten sonra evimizdeki balkona geri döndük.. Muhabbete orada devam ettik.. 14 kişi olmuştuk.. Ev 1 salon, 2 oda ve mutfak.. Herbirimiz biryerlere kıvrılıp uyuduk.. 
Ertesi gün tekne turu yapacaktık.. Tekne 30 kişilik.. Yarısı bize aitti.. En eğlenceli gruptuk.. Diğerleri birbirini tanımayan ikili, üçlü gruplardı.. Şarkılar söylendi, oyunlar oynandı, sınırsız balık "Papalina", ve salata yendi.. Papalina, hamsiden küçük ve sadece temmuz ayında ve sadece Ayvalıkta yenen balıkmış. Lezzetliydi.. 
Cunda adasında 1 saatlik mola vermiştik.. Cunda sokaklarında dolaşırken en son kuzenle karşılaşmıştık.. Biz evde olmadığımız için gündüz Cundada geçirmeyi düşünmüştü.. Orada karşılaşmak yine bir sürprizdi hepimiz için.. Bir saatlik zamandan sonra ayrıldık teknemizle iskeleden  el sallayarak ve Serkanı arkada bırakarak.. İnci demiştiki; ben böyle ayrılıklara dayanamıyorum, utanmasam ağlayacaktım.. Abimde dediki; niye İnci kardeş, Somalide birakmadık Serkanı, bir saat sonra oda katılacak bize.. Çok gülmüştük.. İnci çok duygusal bir kızdır, ota boka ağlar:)

Akşam eve geldiğimizde, Serkanda gelmişti Vespasıyla.. Ve ev sahibi bir sekilde halletmişti su işini ve artık suyumuzda vardı.. Artık 15 kişiydik, hepimizin duş alıp hazirlanmasi saatler aldığı için bazılarımız yine karşı daireye gidiyirdu duş ve diğer ihtiyaçlar için.. 

Bizde bir jip ve bir vespa vardi.. 15 kişi bu araçlarla sıkış tepiş bir şekilde Ayvaliğa gittik.. Denize sıfır, güzel bir restoranda, uzun bir masada yemek yedik. Ve ben hayatımda ikinci kez rakı içmiştim.. Çok güzel bir akşamdı. Ailelerin büyük masalarda toplanması nasıl güzel bir şey.. Yemekten sonra kalktık, çocukarında yatma saati geldiği için eve döndük.. Sevgili Mine gönüllü evde kalacağını söyledi.. En küçük çocuk onda olduğu için, ve zaten hep fedakar olduğu için.. Bizim çocuklar daha büyük olduklarından daha rahatız..  Mineyi çocuklarla bırakıp, diğer büyükler plaja gitmek istedik.. Büfeden 30 bira alinca büfeci çok şaşırmıştı;) belliki onun böyle kalabalık ailesi yoktu.. Senelerin verdiği özlemi, sohbet, muhabbet, şarkılar ve kavun içi dondurmayla gidermeye çalıştık:))

Ertesi gün yine Sarımsaklı plajındaydık.. Nerde olduğumuzun önemi yoktu.. Birlikte en ucra bir yerdede olsak eğlenceli olacaktı.. Deniz keyfinden sonra, yine ev, yine duş ve hazırlık.. Bu sefer Cunda'ya gittik.. Ve güzel bir restonanin yarısı yine bizdik. Yine uzun bir masamız vardı.. Fasılda vardı orada.. Ve biz şu şarkıyı istemiştik. "senede bir gün" ve "bir kızıl goncaya benzer dudağın" İnci içindi bu şarkı.. 
Sonra yine eve geldik.. Bu sefer çıkmadık dışarı.. Evdeydik hepimiz. Önce balkonda, sonra salonda.. Sonra Nusret dayım geldi, ruhuyla.. Onunla sohbet ettik.. Osman ve Serkan konuştular babalarıyla.. İlginç bir geceydi.. 

Ertesi gün olmuştu. Zaten 3-4 günlügüne gelmiştik.. Herkes birer, ikişer gittiler.. En son yine ben çıktım evden. Güzel bir 3 gündü.. Herkes mutluydu.. Bütün olumsuzluklara rağmen.. Bunu her 5 yada 10 yılda yapmayı düşündüğümde bana, hayır her yıl yapalım dendi.. Ama adım gibi biliyordum bunun bir daha olamayacağını.. Bu bir ilkti.. Ama sonmu bilemem.. 

Hepimiz çok eğlenmiştik.. Çocuklarımızda.. Hatta bize demişlerdiki; bizde büyüyünce sizin gibi kuzenler buluşması yapacağız.. Amaçlardan biride buydu zaten.. O zaman ne mutlu bize... 

"Susuz Yaz"  koymustuk bu buluşmanın adını.. Bir sonrakinin adı olurmu bilmem... Adını geçtim, kendi olurmu hiç bilemem..

5 Ekim 2012 Cuma

Benim güzel Meslerim/ mestlerim...



Ben yine eskilerden hatırladığım ama şimdi benimde hayatımda olan bir şeyden bahsedeceğim.. 

Mest'leden yada mes'lerden.. Ben yıllardır bugüne kadar bunların adını mes olarak bilirdim.. Bu akşam wikipedia da arastirma yapmak istedim.. Arama motoruna mes diye verdim, hiç bir bilgi yok.. Hayret ettim.. Nasıl olmaz? Sonra Ayağa giyilen mes diye verdim. Bu sefer çıktı bir şeyler.. Ama mes, değil mest'miş onun adı.. Ögrenmenin yaşı yokmuş meğer.. Ben mest olmayı biliyordum, mest giymeyi değil:) 

Yine ninem, yine bir hikaye.. Ben mes'i ninemde, ve onun annesinde görmüştüm.. Evet ben ninemin (babannemin) annesini tanırım.. Torununun torunu görmüştür.. Ninemde öyle.. Neyse ninem kışları .. Gün boyu namaz kılmak için abdest aldığında bile onlar ayaktan çıkmazdı ayaklarından., 
Üzerine 3 kere mesh ederdi.. Yani ıslak ellerle üzerinden geçerdi.. Dinen caizmiş.. Birde suyun olmadığı yerlerde teyemmüm denilen bir abdest çeşidi varmış. Toprakla yapılan. Tarlara calışılmaya gidildiğinde yeterli su yoksa bunu yapardı.. Ve bizede öğretirdi.. Yere diz çökerdi, avuçları ile üç kere toprağa vurur, üç kere ellerini çırpar, yüzüne, kollarına ve üzerine yada ayaklarına sürer gibi yapardı sanki, öyle hatırlıyorum.. 

Neyse konumuz mes, yada mest;) yıllardır mes dedigim birseye mest demek kolay olmuyor.. Ama alışmalıyım, dogrusu neyse o dimi? 

İşte ninem bu mesleri giyerdi.. Dışarıya giderkende mestleri ile giyebileceği lastik ayakkabıları, Ankara lastiğide deniyor galiba, onları giyerdi.. Güzeldiler.. Karda, kışta, yağmurda, çamurda hiç ayakları ıslanmazdı.. 
O zamanlar bunları yaşlılar giyerdi.. 

En son yine bizim serpil bahsetmişti, Mudurnu gezisinden birinde almış, ve çok sevdiğinden söz ediyordu.. Ninemin giydigi mes, yıllar sonra modern bir kızın giyimiyle sentezlenmişti.. 
Bu yıl Mudurnu tatilimde bu mestleri satan dükkani gördüm.. Serpilde yanımdaydı.. Hatta o gösterdi.. Oradan aldım bu mestleri.. Sadece mest satıyor o dükkan.. Çok severim özel satıcıları.. Yani, zeytini zeytinciden, peyniri peynirciden, yumurtayi yumurtacıdan, sebzeyi meyvayı manavdan almayı.. Küçük esnaftan alışveriş yapmayı severim.. Daha samimi ve daha özel.. Mest'imide mestçiden almak son derece memnun etti beni.. 

Sonbaharla bitlikte giymeye başladım.. Yumuşacık.. Aksamları eve geldiğimde giyiyorum ve yatana kadar.. Sıcacık ve korunaklı.. Hiç üzerimde taşımıyor gibiyim.. Bedenime ait bir şey gibi.. Herkese tavsiye ederim.